Vertaling van "impliceert dat" aan de Turkse taal:
Woordenboek Nederlands-Turks
Impliceert dat - vertaling :
Voorbeelden (Externe bronnen, niet beoordeeld)
| De gedachte dat gecentraliseerde planning massa uniformiteit impliceert is absurd. | Akıllı genel planlamanın kitlesel tekdüzeliğe... ...sebep olacağını düşünmek saçmadır. |
| Te spreken duidelijk, de zaak impliceert de | Avrupa aileleri padişahıdır. açıkça konuşmak için, madde implicates the |
| Dat impliceert natuurlijk dat we mogelijk de symptomen van de ziekte kunnen wijzigen. | Bunun bir sonucu olarak, elbette, hastalığın belirtilerini değiştirebiliriz. |
| Iets geven impliceert tegelijk zorgen dat iets gaat en zorgen dat iemand iets krijgt. | Birşey vermek, hem birşeyin gitmesi hem de birinin birşeye sahip olması anlamını içerir. |
| Niets van wat ik hier zeg, impliceert causaliteit. | Aslında burada söylediklerim nedensillik ima etmiyor. |
| Het Bijbelse scheppingsverhaal... impliceert dus dat de aarde en de mens gelijktijdig ontstonden. | Elbette, yaradılışın kutsal kitaba göre olan bu versiyonu Dünya'nın tarihiyle insanlık tarihinin aynı anda başladığını ima eder. |
| Dat is niet goed, maar één maand impliceert ten minste dat die ruzie niet al te erg moet zijn geweest. | Biliyorum bu kötü, ama en azından bir ay hapis cezası alması, kavganın o kadar da kötü olmadığını gösteriyor. |
| Het Lucifer effect impliceert een begrip van menselijke karaktertransformaties begrijpen met deze drie factoren. | Dolayısıyla Lucifer etkisi insan karakteri değişimini bu üç faktörle birlikte anlamayı gerektiriyor. |
| Ten eerste dit model impliceert dat banken moeten wachten totdat iemand geld stort voordat zij aan iemand anders geld kunnen lenen. | İlk olarak, bu model bankalar birisi bir bankaya para koyar kadar beklemek zorunda anlamına gelir önce onlar kredi kazanmaya başlayabilirsiniz. |
| Om te spreken duidelijk, de zaak impliceert de grote Huis van Ormstein, erfelijke koningen van Bohemen. | Sade konuşmak için, bu konuda Ormstein büyük House, kalıtsal kralların etkisi altına Bohemya. |
| Dat is niet wat evolutie is, en dat is niet wat evolutie impliceert, hoewel de dagelijkse opvatting van het woord ons dit soms wel doet geloven. | Bu ne evrimdir ne de evrimin ima ettiğir, her ne kadar günlük kullanımı bu şekilde düşünmemize yol açsa da. |
| Dit alles tezamen impliceert dat de enige werkelijke limiet aan het creëren van geld, de wil is van banken om het uit te lenen. | Bu arada bunu ima etmek gelir yaratma gerçekten sınırlayan tek şey para, bankaların ödünç vermek ve istekli olduğunu. |
| Hutton impliceert ten minste drie cycli van aanslibbing op de zeebodem... dan het uitkomen boven water en vervolgens erosie. | Hutton'ın burada bahsettiği şey, gerçekte en azından üç farklı deniz yatağında birikme, sonra su yüzüne çıkma ve aşınma şeklinde sıralanan döngümüzün olduğu. Üç döngü. |
| Dit is interessant voor ons, omdat het bewuste en onbewuste keuzeproces impliceert dat de dingen die je meeneemt en uiteindelijk ook gebruikt, een bepaalde spirituele, emotionele of functionele waarde hebben. | Bu bizim için ilginç, çünkü bilinç ve bilinçaltı karar verme işlemi gösteriyor ki yanınıza aldığınız ve sonunda kullandığınız herşeyin, bir çeşit ruhsal, duygusal veya fonksiyonel bir değeri var. |
| Want die vraag impliceert dat onze externe wereld ons geluksniveau aangeeft. In werkelijkheid kan ik uit alle informatie over je externe wereld, slechts 10 van je lange termijn geluk afleiden. | Çünkü bu sorunun anlattığı şey dış dünyanın mutluluk seviyelerimizin belirleyiciği olduğu, gerçekte ise, dış dünyanızla ilgili herşeyi bilirsem, uzun vadeli mutluluğunuzun sadece yüzde 10'unu tahmin edebilirim. |
| Dit impliceert veel technische problemen, over hoe je het DNA extraheert en hoe je het converteert naar een vorm waarvan je de sequentie kan opstellen. | Yani bu, DNA'nın nasıl ayrıldığı, dizilerini görmek için hangi şekle dönüştürüldüğü gibi bir çok teknik konu içeriyor. |
| 3.Dit optreden van de lidstaten en van de Unie impliceert de eerbiediging vande volgende grondbeginselen stabiele prijzen, gezonde overheidsfinanciën en monetairecondities en een stabiele betalingsbalans. | Konsey, Komisyon un teklifi üzerine, bu paragrafın diğer hükümlerine tabi olarak, adıgeçen Protokol ün uygulanmasıiçin ayrıntılıkurallarıve tanımlarıbelirleyen Avrupa tüzüğünü veya kararlarınıkabul eder. |
| Dus het 'multiplier model', dat nog steeds wordt onderwezen op universiteiten, impliceert dat dit herhaalde proces van een bank die geld van een cliënt aanneemt, een klein deel in reserve houdt, en dan de rest uitleent, geld kan creëren uit het niets, omdat hetzelfde geld meerdere malen meegeteld wordt iedere keer dat het wordt uitgeleend. | Bu yüzden hala birçok üniversitelerde öğretilen çarpan modeli bu tekrarlanan ima biraz bir rezerv koyarak bir müşteriden para alarak bir bankanın işlem ve sonra aynı para çift sayılır çünkü gerisini borç verme yoktan, para oluşturabilirsiniz Her seferinde bu çare olur. |
| De frase het overwinnen van tegenslag impliceert dat succes of geluk betekent dat je weer opstaat na een uitdagende ervaring, ongedeerd, zonder een schrammetje te hebben opgelopen, alsof mijn successen in het leven het gevolg zijn van een vermogen om de vermeende valkuilen van een leven met kunstbenen te omzeilen, wat anderen beschouwen als mijn handicap. | Zorlukların üstesinden gelmek deyiminde, üstü kapalı olarak başarı veya mutluluğun, zorlayıcı bir deneyimin deneyimce incitilmemiş, iz bırakılmamış diğer bir yanından doğmakta olduğu fikri yatıyor. Sanki benim tüm başarım diğer insanlar beni engelli olarak algılarken, protezlerle sürdürülen bir yaşamda yer aldığı öngörülen tuzak çukurlardan kaçınabilmem veya onların çevresinden dolaşabilmem. |
| En dat, dat, dat en dat. | Ve şunu ve şunu ve şunu, bir de şunu. |
| Ik neem dat, dat, dat en dat. | Şunu ve şunu alacağım ve şunu ve şunu ve de şunu. |
| Ik was een beroemde van waar je bent, dat dat dat dat dat | london çince nüfus için Bu ilçe co nedir Bu zaman geçirdim inanıyor |
| Dat was dat. | Buraya kadarmış. |
| Dat was dat. | Olan oldu. |
| Dat was dat. | Bu işi de hallettik. |
| Dat is dat. | İşte oldu. |
| Dat was dat. | Tamamdır. |
| Dat was dat, dat was de lezing. | Bitti. Ders bu kadardı. (Kahkahalar) |
| Dat, dat... dat geeft me een idee. | Aklıma bir fikir geldi. |
| Dat...Dat, wacht even! | Bu... bu, sadece bekle! |
| Dat is dat, daar. | |
| En dat is dat. | Ve kökten çözecek. |
| Dat is dat gedeelte | Bu da, buradaki kısım. |
| Dat... dat klopt niet. | Bu Bu doğru değil. |
| Oké, dat was dat. | Peki. Şimdi oldu. |
Verwante zoekopdrachten: Impliceert - Dat - At Dat - Am Dat - Dat Received - E-dat Module - Dat Management - Dat 160 - Dat Transfer - Dat-report -