Vertaling van "aankoop" aan de Turkse taal:
Woordenboek Nederlands-Turks
Aankoop - vertaling :
Voorbeelden (Externe bronnen, niet beoordeeld)
| Het contract van aankoop. | Satış senedi. |
| Een goede aankoop, hè? | Babam iyi bir yatırım yaptı, değil mi? |
| Gefeliciteerd met de Louisiana aankoop. | Lousiana'yı aldığınız için kutlarım. |
| Buiten de grenzen van de aankoop? | Bu aldığımız toprakların öte sınırı nereye kadar? |
| Bijvoorbeeld de aankoop van brandstof door vrachtwagenchauffeurs. | Örneğin, tır sürücülerinin benzin satın almalarını inceleyebiliriz. |
| Of een soort Test Aankoop van foute ideeën (Lachen) | Kötü fikirlerin Ralph Nader'ı gibi bir şeyiz. (Gülüşmeler) |
| Kunt u niet eens kijken of ik een goede aankoop deed? | İyi bir seçim olup olmadığını görmek için deneyelim mi? |
| Het was het eerste voorbeeld van een aankoop in het publieke domein. | Bu edinim, kamuya ait olan bir şeyin koleksiyona girişinin ilk örneğiydi |
| Dus dezelfde aankoop, alleen bestemd voor jezelf, of bestemd voor iemand anders. | Çok benzer alımlar, sadece kendinize yönelik amaçlanmış, ya da bir başkasına. |
| Oftewel bij de aankoop zouden we een keuze kunnen maken vanuit medeleven. | Diğer bir deyişle, satınalma noktasında şefkatli kararımızı verebilecek durumda oluruz. |
| Montgomery kun je vertrouwen... zeker in de keuze en aankoop van drank. | Montgomery güvenilir birisidir Bay Parker özellikle sipariş verilen içkilerin seçilmesi konusunda. |
| Het Congres heeft ingestemd met President Jefferson aankoop... van het Louisiana Territory. | Kongre Başkan Jefferson'a... |
| Ze zoeken naar manieren om waarde te halen uit iedere aankoop die ze doen. | Işin köküne iniyorlar ve yaptıkları her alişverişten tam verim almak için her yola başvuruyorlar. |
| Alsof je bij de aankoop van een boek er gratis een drukpers bij krijgt. | Bu, her kitabın yanında hediye baskı tezgahı verilmesi gibi. |
| De juiste persoon ingefluisterd... dat ik interesse had in de aankoop van gestolen dollars. | Yani, doğru kişilerin kulağına gidecek şekilde... çalıntı para almakla ilgilendiğimi orada burada söylüyorum. |
| Ze kunnen er ook inkomsten uit genereren. en geld besparen op hun aankoop van houtskool. | Bundan gelir sağlayabilirler. |
| Denk eens een belangrijke beslissing, zoals de aankoop van een huis, nemen we niet zomaar. | Ve şunu düşünün bir ev almak gibi önemli bir karar alacaksak, hemen almıyoruz. Kastettiğim, sizi bilmem ama, ben o kadar parayı yatırmadan önce birçok ev görmek isterim. |
| Als we een stijging in de aankoop van brandstof zien, weten we dat een recessie op zijn einde is. | Ve onların benzin almalarındaki küçük artışa bakarak ekonomik durgunluğun sona ereceğini görebiliriz. |
| De meeste mensen niet. De stad door kachelen om 100 dollar te besparen op de aankoop van een auto? | Şehrin taa öte yakasına gidip arabadan 100 dolar kar mı edeceğim ? |
| Maar die werd een evangelist, rekruteerde anderen om faxmachines te kopen, want het maakte de eigen aankoop meer waard. | Fakat işte diğerlerine ilham kaynağı oldu, diğer insanlara faks makinesi almanın işlerini daha değerli yapacağını gösterdi. |
| Helaas is dit schilderij van het altaar verwijderd, en uiteindelijk in de 18de eeuw verknipt voor een prive aankoop. | Maalesef bu eser 18. yüzyılda mihraptan alınmış, parçalara ayrılmış ve parçalar satışa çıkarılmış. |
| Het is een aankoop waarin MoMA een regeling treft met een luchtvaartmaatschappij en de Boeing 747 in de lucht houdt. | Yani koleksiyonda olmasına rağmen, MoMA, havayoluyla bir anlaşma yapacak ve Boeing 747 uçmaya devam edecek. |
| We hebben boekenkasten vol literatuur over consumptie en financiële beslissingen en de spijt die daarmee gepaard gaat oftewel, spijt van aankoop. | Tüketiciler ve finansal kararlarıyla ve buna bağlı pişmanlıklarıyla ilgili çok geniş çaplı yazılı kaynaklar var temel olarak, tüketici pişmanlığı. |
| We zeggen wat we doen, hoe we anders of beter zijn en we verwachten dan een bepaald gedrag, een aankoop, een stem, zoiets. | Ne yaptığımızı, nasıl farklı ve daha iyi yaptığımızı söyleriz ve biz çeşitli davranışlar bekleriz, bir satın alış, bir oy ve bunun gibi şeyler. |
| Dus wat merken kunnen doen, en bedrijven, is dividend uitkeren aan consumenten, een merk zijn dat blijft voldoen, transparantie bieden, beloven dat je ook na deze aankoop er zult zijn. | Yani, markaların ve işletmelerin yapabileceği şey, müşterilerine kar payı ödemek, uzun ömürlü markalar oluşturmak, şeffaflık sunmak ve bugün yaptığınız satıştan sonra da orada olacağınızın sözünü vermektir. |
| Het duurt te lang om de aankoop uit te leggen. Je kunt de MoMA blog bekijken. Daar staat een artikel waarin ik uitleg waarom het zo'n goed voorbeeld is van design. | Edinimleri açıklaması çok uzun ama isterseniz MoMA'nın bloguna gidip, bu edinimlerin neden tasarımın harika örnekleri olduklarını açıkladığım uzun gönderiyi okuyabilirsiniz. |
| En zie, iemand van MCA Universal belde onze juridische dienst om te zien of ze misschien de aankoop van de beeldrechten kunnen onderzoeken, voor zover ze het misschien zouden willen gebruiken. | Yeterince eminim ki, MCA Universal'dan birisi görüşmek için hukuk departmanımızı arıyor. Belki görüntü haklarını her ihtimale karşı kullanmak üzere satın almak isteyebilirler. |
| Om onder andere te kiezen voor Eric Chahi's prachtige 'Een Andere Wereld', hebben we een team van experts samengesteld. We hebben gewerkt aan deze aankoop. Grotendeels Kate Carmody, Paul Galloway en ikzelf. | Eric Chahl'ın işini seçerken mesela, şahane Another World (Başka Bir Dünya), diğerlerine nazaran, bir grup uzmanı bir araya getirdik ve bu kazanım için çalıştık, çoğunlukla ben ve Kate Carmody ve Paul Galloway. |
| Tata begon als communicatiebedrijf met de aankoop van twee kabels, één over de Atlantische Oceaan en één over de Stille Oceaan. Ze voegden onderdelen toe totdat ze een gordel rond de wereld hadden gebouwd. | Ve Tata, iletişim işine iki kabloları varken başladı, biri Atlas'ı öteki Pasifik'i geçen iki kablo, ve dünyayı saran bir kemer oluşturana kadar buna yenilerini eklediler, bu da sizin gönderileriniz |
| Dit is dus het probleem van het verleggen van vergelijkingen, want je vergelijkt de 100 dollar met de aankoop die je doet, maar zodra je dat geld uitgeeft, maak je die vergelijking niet meer. | İşte, gördüğünüz gibi, sorun değişen karşılaştırmalarda, çünkü yaptığınız şey, 100 doları karşılaştırdığınız şey yaptığınız alışveriş. ama gidip parayı harcarken o karşılaştırmayı yapmıyorsunuz. |
| Valve en Portal zijn voorbeelden van een computerspel met een bepaald soort geweld. Dat brengt me bij één van de grootste problemen waarover we moesten discussiëren bij de aankoop van de computerspellen. Omgaan met geweld. | Valve'ı bilirsiniz Portal'ı yani bu oyun belirli bir şiddet türünü içeren video oyun örneklerinden biri, bu da beni, video oyunlarını koleksiyonumuza katarken tartışmamız gereken en büyük sorunlardan birini konuşmaya itiyor şiddetle ilgili ne yapmalıyız? |
| De aankoop van spuiten in apotheken kan voor sommige drugsspuiters een belangrijke bron van contact zijn met de gezondheidsdiensten, en het potentieel om dit contactpunt aan te grijpen als ingang tot andere diensten is duidelijk aanwezig. | Uyuşturucu kullananlar arasında enjekte etme sıklığını etkilediği bilinen pek çok faktör vardır ve bunlar arasında kullanım şekilleri, bağımlılık düzeyi ve kullanılan uyuşturucunun türü bulunmaktadır. |
| Dit geld is bestemd voor de aankoop van stieren, rammen, lammeren en de bij de brandoffers behorende spijs en drankoffers, opdat dit alles zal worden geofferd op het altaar van het huis van God, Die in Jeruzalem woont. | Bu parayla hemen boğalar, koçlar, kuzular, tahıl sunuları ve dökmelik sunular satın alacak ve hepsini Tanrının Yeruşalimdeki Tapınağının sunağı üzerinde sunacaksın. |
| Wij, de begunstigden van de globalisering, lijken deze slachtoffers uit te buiten bij elke aankoop die we maken, en het onrecht lijkt wel ingebed in de producten zelf. en het onrecht lijkt wel ingebed in de producten zelf. | Küreselleşmenin nimetlerinden(!) faydalanan bizler ise satın aldığımız her ürünle bu insanları sömürüyoruz ve görünen o ki yaptıkları ürünler var olan adaletsizliğin bir kanıtı. |
| In sommige provincies van Oostenrijk zijn pogingen gedaan eenheid te brengen in de toepassing van artikel 12 en artikel 35, lid 4, van de wet op de verdovende middelen, waarin vereenvoudigde procedures zijn neergelegd voor de intrekking van processen verbaal in geval van de aankoop of het bezit van kleine hoeveelheden cannabis. | İrlanda da, Garda Araştırma Birimi tarafından 1996 ve 2000 01 de polisin bildiği uyuşturucu kullanıcılarından oluşan bir örnek arasında gerçekleştirilen iki çalışma, 1996 da tespit edilen ağır suçlardan 66 sından ve 2000 01 de 28 inden uyuşturucu kullanıcılarının sorumlu olduğu tespit edilmiştir (Keogh, 1997 Furey ve Browne, 2003, İrlanda ulusal raporundan alınmıştır). |
Verwante zoekopdrachten: Aankoop -