Vertaling van "uranium" aan de Turkse taal:


  Woordenboek Nederlands-Turks

Uranium - vertaling :

  Voorbeelden (Externe bronnen, niet beoordeeld)

En dan komen we bij uranium.
Ve sonra da uranyuma varıyoruz.
Harry's grond barst van het uranium.
Harry'nin toprakları uranyum dolu.
Oh, Stan, is deze gele cake uranium?
Oh, Stan bu uranyum tozu mu?
Het gebruikt dit uranium tijdens de reactie.
Dümdüz giderken uranyumu soluyor.
Iemand heeft zeker met uranium zitten rommelen.
Birisi uranyum atomu ile oynamış olmalı.
Dus uranium, wat heel groot is, wil splitsen.
Yani çok büyük olan uranyum bölünmek ister.
In elk gesteente zaten mineralen met elementen als uranium.
Her kayanın içinde, uranyum gibi elementler içeren mineraller saklıydı.
Van het uranium op Chelm's grond, van hun vermogen.
Her şeyi biliyorum. Chelm'lerin toprağındaki uranyumdan haberim var. Londra şehrindeki Chelm nüfuzundan.
En met de huidige reactortechniek hebben we echt niet veel uranium.
Ve mevcut reaktör teknolojimizle çok fazla uranyuma da sahip değiliz.
Uranium vervalt altijd in hetzelfde tempo, ongeacht de temperatuur of druk.
Uranyumun, sıcaklık ya da basınç ne olursa olsun kurşuna sürekli aynı hızda bozunacağını biliyorsunuz.
Al die verhalen... over belangen in Londen en uranium op jullie land.
Londra'daki Chelm nüfuzuna ilişkin saçmalıklar. Topraklarındaki uranyum hakkında söylediklerin.
Maar ook met teveel uranium, kalium of thorium zou er waarschijnlijk geen leven kunnen ontstaan.
Tam tersi de aynı, eğer çok fazla Uranyum, Potasyum veya Toryum varsa, yaşam gene var olamaz.
Dat wiegende vrouwenlichaam daar is als 'n malse biefstuk... als alcohol, kamfer, hormonen, streptomycine... Uranium!
Diğer bir deyişle sahnede usulca soyunan şu kadın bedeni yağlı bir biftek bir bardak likör bir şişe kafur streptomycin, uranyum...
We weten heel goed dat geothermische energie vooral geproduceerd wordt door verval van uranium, thorium en kalium.
Jeotermal enerjinin Uranyum, Toryum ve Potasyumun bozunmasıyla oluştuğunu gayet iyi biliyoruz.
Dat wil zeggen dat hij niet specifiek gericht is op centrifuges of op de verrijking van uranium.
Spesifik olarak santrifüjler ile ya da uranyum zenginleştirmesi ile alakalı değil.
Dit is kernafval, de 99 procent, waar de 1 uit is gehaald. Dus het heet verarmd uranium.
İşte bu 99 luk artık şimdi yaktıkları kısmı almışlar böylece seyreltilmiş uranyum kalmış.
Integendeel. Ze zijn vast geïnteresseerd... in 'n stel boeven dat het land van z'n uranium wil beroven.
Bilakis, benim beklentim, ülkenin uçsuz bucaksız uranyum yataklarını boşaltmak için üçkağıt çevirmeye çalışan düzenbazlar çetesine daha büyük alâka göstermeleri yönünde.
Hun belangrijkste troef voor de ontwikkeling van nucleaire wapens is de fabriek in Natanz voor de verrijking van uranium.
Onların nükleer silah geliştirmeklerinin ana aracı Natanz uranyum zenginleştirme tesisi.
Door radioactief verval veranderde het uranium na verloop van tijd in lood... en wijzigde de samenstelling van het gesteente.
Zaman geçtikçe, radyoaktif bozunum nihayet uranyumu kurşuna dönüştürerek kayanın kimyasal yapısını değiştiriyordu.
Ze waren mijn compagnons op onze zoektocht naar uranium. Niemand wist er veel vanaf, alleen dat je er geld voor kreeg.
Para ettiğini duymaları dışında hiç bir şey bilmedikleri uranyum cevheri araştırmasındaki iş ortaklarım.
We zullen uranium moeten onttrekken aan zeewater, dat is de gele lijn, om conventionele kerncentrales echt veel voor ons te laten doen.
Ve uranyumu da deniz suyundan ayrıştırmamız lazım, buda sarı çizgidir, yani konvansiyonel nükleer enerji santrallerinin yapımı aslında bizim çok işimize yarar.
Rutherford begreep dat bepaalde elementen in de aarde radioactief waren. Zoals uranium, thorium en kalium. En dat ze behoorlijk veel hitte opwekten.
Rutherford, uranyum, toryum ve potasyum gibi Dünya'nın içindeki bazı elementlerin radyoaktif olduğunu farketmişti ve bunlar sıcaklığın büyük bir kısmını oluşturuyordu bu Kelvin'in hesaplamasının temelini tamamen değiştiriyordu çünkü sürekli soğumak yerinde, Dünya içinde gerçekten sıcaklık kaynakları bulunduruyordu ve dolayısıyla Kelvin'in argümanı artık Dünya'nın yaşını hesaplamak için kullanılamazdı.
Een explosief uit het metaal uranium dat zo krachtig is... dan een relatief kleine bom de verwoestende kracht zou hebben... van 20. 000 ton TNT.
Metal uranyumdan üretilen bu patlayìcì öyle kuvvetli ve yìkìcìydì ki oldukça küçük bir bombanìn 20. 000 ton TNT'nin yìkìcì etkisine sahip olacagìnì gösteriyordu.
Geofysici en ik, wij zijn het eens tot een maximum, dat het materiaal binnen kon gedeeltelijk uranium om plotonium en andere materialen die radioactief zijn verwerkt.
Yer fizikçileri ve ben bir sınıra kadar aynı fikirdeyiz içteki materyal kısmi olarak uranyum olabilir böylece plütonyum ve diğer radyo aktif maddeler işlenebilir
Het idee van Terrapower is dat, in plaats van slechts een klein deel uranium te gebruiken één procent, namelijk U 235, besloten we de 99 te gebruiken, U 238.
Mesela Terrapower da fikir şuydu uranyumun 1lik kısmı olan U235'i değil de 99 luk kısmı olan U238'i yakmaya karar verdik.
En als je rekening houdt met het feit dat de verspreiding van kernwapens samenhangt met de verspreiding van kernenergie, omdat we bijvoorbeeld weten, dat India en Pakistan in het geheim kernwapens ontwikkelden door uranium te verrijken in kernenergie faciliteiten.
Şimdi eğer nükleer silahların yayılmasının nükleer enerjinin yayılması ile bağlantılı olduğu gerçeğini değerlendirirseniz, çünkü bunu biliyoruz, örneğin Hindistan ve Pakistan nükleer silahları, nükleer enerji tesislerinde uranyum zenginleştirerek gizlice geliştirdi.
Soms beschermen zij onszelf. Nog recenter, de vriendelijke galactici hebben Gaia geholpen om het meeste verarmde uranium en andere vormen van radioactiviteit uit de lucht te verwijderen, verminderden de effecten van rampen zoals die van de Japanse aardbeving en de tsunami.
Son zamanlarda, dost galaktikler Gaia'ya havasına karışmış uranyumun ve diğer radyoaktif ürünlerin temizlenmesinde yardımcı oluyorlar ve Japonya depremi ve tsunamisi gibi afetlerin etkilerini yatıştırıyorlar.
CA En ja, om het goed te begrijpen, het gaat om bouwen diep onder de grond bijna als een soort verticale kolom van nucleaire brandstof, van dit soort van verbruikte uranium, en dan begint het proces aan de bovenkant en werkt dan naar beneden?
O zaman, doğru anlamak adına, bu şunu da içerir değil mi, yerin derinlerin doğru inen, uranyumun harcanan kısmından oluşan bir nükleer yakıt sütunu inşa etmek sonra işlem tepede başlayıp aşağı doğru inecek
In de vorige sessie, spraken we over fundamentele, Initial Fundamental Plasma, die werd een neutron genoemd. Als een neutron vervalt, creëert een proton en een elektron, maar als hetzelfde als in andere atoomstructuur verval van zwaardere atomen zoals uranium, nieuw en lichter, zijn elementen gecreëerd. Maar dezelfde kenmerken met hetzelfde aantal protonen en hetzelfde aantal elektronen ... twee nieuwe elementen.
Önceki bölümde, şunun hakkında konuştuk

 

Verwante zoekopdrachten: Uranium -